Sayfalar

14 Ağustos 2011 Pazar

Bi’şey Yapmalı…

Ülkenin her geçen gün ‘genişleyen’ insanları için bir şeyler yapmalıyız. Gazetelerde ve televizyonlarda zayıflama formülleri vermenin ‘inceltici’ bir etkisi olmuyorsa, -ki Ebru Şallı’nın pilatesini izlediği için iğne ipliğe dönen kimseyi görmedik- kendimizi fazla kasmayalım.
Düzelmiyorsa moral verelim. Sosyal kampanyalar falan düzenleyelim… Özelikle de kadınlar için.
Çünkü yapılan bir araştırmaya göre; kadınların kariyerini kiloları baltalıyormuş! Fazla kilo, kadınlarımızın terfi etmesini engelliyormuş. Kilolu kadınların kariyeri olduğu yerde sayıyormuş.

Bu araştırmaya tersten baktığınızda, hepimizce malum olan şey de ispatlanmış oluyor. Kariyeri baltalanmayanlar, sürekli ileri gidenler, kısa sürede terfi edenler, maaşları ortalamanın üzerinde artanlar bu ayrıcalıkları sadece kişisel becerileriyle(!) elde etmiyorlar. Fiziksel becerilerinin de hatrı sayılır katkısı oluyor… Ama gelin görün ki, memleketin işvereni orta vadede haybeden terfi ettirecek kadın bulamayacak. Çünkü her geçen gün şişiyorlar. Hatta şişiyoruz.

Aynı meziyetlere sahip olduğu halde işin ballısını fizîken daha ‘etkileyici’ olan rakibelerine kaptıran,  kilosu yüzünden ötelenen, dışlanan kadınları kısa sürede kazanmazsak bir sosyal patlama kaçınılmaz olur. O kadar şişman kadının sebep olacağı sosyal patlamayı da kimse göze alamaz.

Bence yediğini fazlasıyla gösteren kiloca zengin kadınlar için “kilo da yaparım, kariyer de” türünden şımartıcı bir kampanya yapmak için yarından tezi yok.

He, bunu böyle çözdün. Peki, kilosu olmadığı, hatta yakışıklılıkta ortalamayı tutturduğu halde benzeri sona maruz kalan erkekler için ne yapacaksanız mı diyorsunuz?

Kadınlara pozitif ayrımcılığı cömertçe ve ‘gönül’den yapan patron için yapılacak tek şey, işi zamana bırakmaktır. Gözünün doymasını beklemektir!

He, “kasedi çıkan gözü doymamış 70’likler var, daha ne kadar bekleyceğiz?” diyorsanız…
Umudunuzu yitirmeyin derim! Onlara verilen zamanı ‘birazcık’ uzatsak yeter.
Zira, gözü doymayanın gözünü toprak doyurur!

 Alıntı :Mustafa Alcan

0 yorum:

Yorum Gönder